1. İçtihat Kavramı

Download Report

Transcript 1. İçtihat Kavramı

4.ÜNİTE İÇTİHAD

1. “İçtihat, müçtehit, taklit ve taassup” kavramlarının anlamlarını öğreniniz.

2. Bildiğiniz fıkıh bilginlerinden iki tanesinin ismini yazınız.

3. Fıkhî hükümlerin temel kaynaklarını söyleyiniz.

4. İçtihadın taassubu önlemedeki rolünü araştırınız.

2

İçtihat sözlükte; • çalışmak, çabalamak, elden gelen gayreti göstermek anlamlarına gelir. Terim olarak ise • içtihat, dini anlamak ve onu günlük

hayata uygulayabilmek için ortaya konulan her türlü çaba anlamındadır.

3

  İçtihat, Yüce Allah’ın rızasına uygun olarak bizden istediği hususlarla ilgili hükümleri Kur’an ve sünnetten istinbat etmektir. (çıkarmaktır) Hadislerde de içtihat, “hâkim ve yöneticinin doğru hükme ulaşmak için elinden gelen gayreti göstermesi” anlamında kullanılmıştır.(Müslim, Akdiye, 15; Ebu Davud, Akdiye, 1l; Tirmizî, Ahkâm, 3.) 4

İçtihat ne demektir? Açıklayınız?

5

    İçtihat yapabilme ehliyetine sahip kimselere müçtehit (fakih) denilmiştir.

İçtihat, ayetler ve hadisler üzerinde düşünerek sonuçlar çıkarmaktır. Bu nedenle Allah (c.c.) Kur’an’da, birçok ayette, َنوُلِقْعَت لاَفَا

Akıl etmez misiniz?” (Mü’minun, 10)

َنوُرَّكَفَتَت لاَفَا

“ Hiç düşünmez misiniz?” (En’am,6)

gibi ifadelerle Müslümanları düşünmeye ve tefekküre yöneltir. 6

İçtihat yapabilme ehliyetine sahip kimselere ……………. denir.

7

 

َنوُهَقْفَي مْوَقِل ِتاَيَلاا اَنْلَّصَف ْدَق

“...Düşünen insanlar için ayetlerimizi açıkladık.” (En’am,98) buyrulmaktadır.

8

  Kur’an’da Müslümanların ihtilafa düştükleri konularda Kitap ve sünnete başvurmaları emredilmiştir.(Nisâ suresi, 59) Bu emirlerle Yüce Allah Müslümanlardan, ayet ve hadisler çerçevesinde sorunlarına çözümler üretmelerini istemiştir. Bu da ancak içtihatla mümkündür. Peygamberimiz (s.a.v.) de,

“Müçtehit, içtihad ederek bir hüküm verdiğinde, verdiği hüküm doğru ise iki

sevap alır, hatalı ise bir sevap alır.”(Buharî, İ’tisam, 21.) buyurarak içtihadı teşvik etmiş

ve önemine dikkat çekmiştir.

9

İçtihat iki şekilde gerçekleşir.

10

Bir konu hakkında açıklayıcı bir ayet ve hadis yoksa böyle durumlarda müçtehit kıyas ve maslahat (kamu yararı) gibi yollarla çözüm bulmaya çalışır. Örneğin, Peygamberimiz, “Üç kişi olduğunuzda iki

kişi, üçüncü kişiden ayrı olarak aralarında

fısıldaşmasınlar. Çünkü bu onu üzer.”(İbn Mâce, Edeb, 50) hadisiyle toplum içinde fısıldaşarak konuşmayı

yasaklamıştır.

11

böyle konuşmalar diğer insanların gönlünün kırılmasına ve güven duygularının zedelenmesine sebep olur. Diğer taraftan iki kişinin, yanlarındaki üçüncü şahsın bildiği dille konuşabilecekleri hâlde başka bir dille konuşmalarının hükmü konusunda ayet ve hadislerde herhangi bir bilgi yoktur. Bu konuda müçtehit kıyas yoluyla içtihat ederek bu meselenin yukarıdaki hadiste anlatılan duruma benzediği kanaatine varır. Böylece aynı dili konuşabildiği hâlde iki

kişinin, üçüncü şahıs yanında farklı bir dille konuşmasının da yasak olduğu sonucuna varır.

12

 Müçtehidin İslam dininin iki temel kaynağı olan Kur’an ve sünneti anlamak, yorumlamak ve bunlardan sonuçlar çıkarmak için çaba göstermesidir. Örneğin, “…Öyle ise

sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için

kolaylık ister, zorluk istemez…”(Bakara suresi, 185. ayet) ayetinde geçen “kolaylık ve zorluk” kelimelerinin anlamı üzerinde düşünen müçtehitler şöyle bir sonuca varmışlardır: Yolculuk esnasında insanlar kolayına geleni yapmakta serbesttirler. İsterlerse oruç tutarlar. İstemezlerse tutmazlar.

13

 Hayatta karşılaşılan problemler ve onların dinî açıdan çözülmesi içtihatla gerçekleşir. Müçtehit karşılaştığı dinî sorunların çözümü için sahip olduğu yeteneği ve birikimi kullanarak çözüm bulmaya çalışır. İşte müçtehidin bu çabasına içtihat denir.

14

 Müçtehit karşılaştığı sorunlara çözüm bulmak için içtihat yapar. Öncelikle Kur’an ve sünnete başvurur. Bu kaynaklar üzerinde düşünür ve çözüme kavuşturmak istediği sorun ile ilgili delilleri tespit eder. Daha sonra dinin genel amaçlarını da dikkate alarak bu delilleri değerlendirir ve karşılaştığı sorunun çözümü ile ilgili hükmünü verir.

15

 Her ne kadar dinin temel kaynaklarından çıkarılmış ise de kesin ve tek doğru kabul edilmez. Çünkü içtihatla varılan sonuç sadece bir müçtehidin o konudaki görüşünü yansıtır. Aynı konu üzerinde bir başka müçtehit farklı bir sonuca ulaşabilir. Bu durum, aynı hastaya farklı doktorlar tarafından değişik tedavi usullerinin önerilmesi gibidir. Ayrıca nasıl ki bazen doktorların yanlış teşhis koymaları mümkünse müçtehitlerin de aynı konuda yanlış hüküm vermeleri mümkündür. Bu nedenle içtihat

sonucunda varılan hükümler, bütün Müslümanlar için kesin ve bağlayıcı değildir.

16

 Bu nedenle içtihatla verilen hükümler o hükmü veren müçtehidin görüşü olarak yansıtılmalıdır. Allah’ın ve Peygamberin verdiği hükümler gibi değerlendirilmemelidir. İçtihat farklılıkları farklı mezheplerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. İçtihat sonrası

varılan görüşlerin toplamı demek olan mezheplerin, Hanefi, Şafii gibi şahısların isimleriyle anılması bu sebepledir.

17

  Bizim içtihat yoluyla elde etmiş olduğumuz görüşümüz doğrudur; ama hatalı olma ihtimali de vardır. Diğer görüşler ise bizce yanlıştır; ama doğru olma ihtimali taşımaktadır. Bizim elde edebildiğimiz herhangi bir hüküm, bizce doğru olan en güzel görüştür. Kim bundan daha iyisini ortaya koyarsa doğru olan odur, biz de ona uyarız.

Hayrettin Karaman, İslam Hukukunda İçtihat, s. 149-150.

18

  Hz. Muhammed, Allah katından indirilen dinî hükümleri açıklayarak ve uygulayarak insanlara duyurmuştur.

Ancak, sorunların sınırsız, ayet ve hadislerin yorumlanmasıyla getirilen çözümlerin ise sınırlı olduğu bir gerçektir. Yeni durumları değerlendirebilme ve onlara uygun çözümler

üretebilmenin önemli bir yolu da içtihattır.

19

  Örneğin, Hz. Peygamber, Yemen’e vali olarak gönderdiği Hz. Muaz b. Cebel’e, “Karşılaştığın bir soruna kitap ve

sünnetten hüküm bulamazsan ne yaparsın?” diye

sorması üzerine Hz. Muaz, “Allah’ın kitabında ve

Resulullah’ın sünnetinde bulamazsam içtihat ederim.”

şeklinde cevap vermiştir. Peygamberimiz de Hz. Muaz’ın bu açıklamasını takdirle karşılamıştır. Ayrıca Hz. Muhammed, sahabenin geliştirmiş olduğu birçok çözümü duyduğu zaman onaylamıştır. Bunlar da takriri sünnet adı altında dinî çözümlerin bir parçası olmuştur.

20

  Kur’an’da Hz. Peygamberin bazı içtihatlarının ilahî rızaya uygun olmadığını bildiren ayetler vardır.

Bedir esirlerine yapılan işlem,( Enfâl suresi, 67. ayet

) Tebük Seferi’ne katılmayanlara geçerli mazeretleri

olmadığı hâlde izin verilmesi (Tevbe suresi, 43. ayet.) konuları buna örnektir. Bu durum, başta Hz.

Peygamber olmak üzere, insanların içtihatta bulunabileceklerini ancak yaptıkları

içtihatta doğru sonuca ulaşabilecekleri gibi hata da yapabileceklerini ortaya koymaktadır.

21

 Hz. Peygamber, bizzat bulunduğu ortamda zaman zaman, ashabın kendi görüşü ile hükmetmesini istemiş, böylece onları eğitmiş ve yetişmelerini amaçlamıştır. 22

 Bir gün Hz. Peygambere iki davacı gelmişti. O da, sahabenin önde gelenlerinden Hz. Ukbe’ye,

“Aralarındaki davayı sen hükme bağla.” buyurdu. Hz. Ukbe, “Siz burada iken nasıl hükmederim, Ey

Allah’ın Resulü!” deyince, Hz. Peygamber, “Sen

aralarında hükmet; isabet edersen sana on sevap, hata edersen bir sevap vardır.” buyurdu.(

Dârekutnî, Sünen, C 4, s. 203; Ahmet b. Hanbel, Müsned, C 4, s. 205 .

) Görüldüğü gibi Hz. Peygamber

içtihada izin vermekle kalmamış aynı zamanda onu teşvik etmiştir. Hata etme ve yanılma endişesinin, içtihadın önüne bir engel olarak çıkmaması gerektiğini vurgulamıştır.

23

 Hz. Peygamberin vefatı ile vahiy kesilmiş, sahabe bazı dinî sorunlar ile baş başa kalmıştı. Ancak onlar Hz. Peygamber ile olan uzun birliktelikleri sayesinde dinin esaslarını ve amaçlarını çok iyi kavramışlardı. Dinin temel kaynağı Kur’an’ı ve Hz. Peygamberin örnek çözümlerini en iyi bilenler onlardı. Ayrıca karşılaştıkları yeni sorunların üstesinden gelmek için içtihat yapmanın gereğini bizzat Hz. Peygamberden öğrenmişlerdi.

24

Hz. Peygamber daha hayatta iken sahabeden bazıları içtihatta bulunmuşlardı. Örneğin, Medine’deki son Yahudi kabilesi olan Kureyzaoğulları, Hendek Savaşı sırasında yapılan anlaşmayı bozmuş ve Müslümanlara ihanette bulunup düşmanla iş birliği yapmıştı. Bu yüzden Müslümanlar çok zor durumda kalmışlardı. Savaş sona erince Hz. Peygamber, “Kureyzaoğulları

yurduna varmadan hiçbir kimse ikindimazını

kılmasın.”(Buharî, Meğâzî, 30.) buyurmuş ve hemen Müslümanlara yola çıkma emrini vermişti. 25

Henüz yolda iken ikindi vakti daralınca ashap ikindi namazını kılıp kılmama hususunda iki kısma ayrılmıştı. Bir kısmı, “Bu sözden maksat oraya bir an önce yetişmemizdir; yoksa ikindi namazının normal vakti içinde kılınmaması değildir.” düşüncesiyle ikindi namazını vakti içinde yolda iken kılmışlardı. Diğer grup ise hiç yorum yapmadan, “Oraya varılmadan ikindi namazının kılınmaması emredildi, vakit çıksa bile biz yolda kılmayız.” demişler ve ona göre hareket etmişlerdi. Daha sonra bu farklı yorumları Hz. Peygambere anlattılar. O, her iki grubun değerlendirmesini de hoş karşıladı. Bu örnek de gösteriyor ki içtihada her zaman için gerek duyulmaktadır. Ancak yapılan içtihatlarda farklı sonuçlara ulaşmak da mümkündür.

26

Hz. Ömer (r.a.) Hz. Ali (r.a.) Hz. Ayşe (r.a.) Hz. Zeyd b. Sabit (r.a.) Hz. Abdullah b. Mesut (r.a.) Hz. Abdullah b. Ömer (r.a.) Hz. Abdullah b. Abbas (r.a.) 27

Hz. Peygamberin vefatının ardından sahabe dönemi ve daha sonraki dönemlerde içtihat faaliyeti çok yaygınlaşmıştı. Müçtehit sahabeler bir sorunla karşılaştıklarında aralarında istişare ederek çözüm bulmaya çalışırlardı. Buna şûra içtihadı denir. Daha sonraki icmaların büyük çoğunluğunun oluşumu, başlatılan bu süreç sonucu gerçekleşmiştir. Yapılan istişareler ve bunun sonucunda sağlanan görüş birliği,

Müslümanların birliğinin de teminatı olmuştur.

28

Müçtehit sahabiler bir sorunla karşılaştıklarında aralarında ……….. ederek çözüm bulmaya çalışırlardı. Buna şûra içtihadı denir.

29

Fıkıh ilminin gelişimine önemli katkıda bulunan içtihat örneklerinden bazıları şunlardır: 30

Kıtlık insanları çaresizlik içine düşürebilir ve onların hırsızlık yapmalarına sebep olabilir. Bu nedenle Hz. Ömer, kıtlık yılında hırsızlık cezasını uygulamamıştır. Çünkü böyle durumlarda suç, cezayı gerektirecek şekilde tam anlamıyla gerçekleşmiş sayılmaz. Hz. Ömer, içinde bulunulan bu şartları dikkate almış, delilleri değerlendirmiş ve içtihat yaparak hükmü ona göre vermiştir 31

Kur’an’da zekât verilmesi gerekenler arasında müellefe-i kulub denilen bir gruptan sözedilmektedir.(Tevbe suresi, 60. ayet ) Bunlar kalpleri kazanılmak ya da zararlarından korunmak istenilen Müslüman olmayan kimselerdir. Hz. Peygamber döneminde kâfir oldukları hâlde Müslümanlara yönelik kötülüklerinden korunmak, İslam ve Müslümanlar aleyhine konuşmalarını önlemek için zekât fonundan bu insanlara para verilirdi. 32

Bunlar Hz. Ebu Bekir zamanında, kendilerine daha önce verilmekte olan payın yine verilmesini istediler. Ancak Hz. Ömer, “Hz. Peygamber, Müslümanlar az iken sizin gönlünüzü almaya çalışıyordu. Allah, İslam’ı size muhtaç olmaktan kurtardı.” diyerek onlara zekât verme uygulamasına son verdi.2 Bu içtihatta, Hz. Ömer, içinde bulundukları yeni dönemin şartlarının değiştiğini, Hz. Peygamber döneminden farklı hâle geldiğini görmüş ve uygulamayı ona göre değiştirmişti. Bizzat Hz. Peygamberin başlatmış olduğu bir uygulama da olsa her hüküm ancak kendi şartları içinde uygulanabilirdi. Sahabe de bu durumun farkındaydı. 33

 Teravih namazı, önceleri topluca kılınmaz, kimi evinde kimi mescitte kendi başına kılardı. Hz. Ömer, teravih namazının cemaatle kılınma uygulamasını başlattı. Nitekim bu uygulama, zaman içinde bir geleneğe dönüştü. 34

Sahabenin başlattıkları içtihat çalışmaları, sonraki nesillerce de sürdürülmüş ve iki asır içinde büyük mezhep (ekol)ler oluşacak şekilde gelişmeler kaydedilmiştir. İslam dünyasının büyük ölçüde problemlerine dinî çözümler getiren mezheplerin temelleri bu dönemde atılmış ve çok sayıda müçtehit yetişmiştir. 35

Sahabenin içtihat faaliyeti ülke coğrafyasının genişlemesi, yeni ve farklı problemlerin ortaya çıkmasıyla tâbiin döneminde gelişerek devam etmiştir. Tâbiin, bir sorunla karşılaştıklarında onun hükmünü önce Kur’an’da ararlardı. Orada bulamazlarsa sırasıyla sünnete ve sahabenin fetvalarına başvururlardı. Bunlarda da bir çözüm bulamazlarsa

istişare yoluyla içtihat ederek çözüm üretirlerdi

. 36

Tabiin döneminde gerçekleştirilen içtihat örneklerinden bazıları şunlardır:

37

Peygamberimiz, vahyin ilk yıllarında ayetlerle hadislerin birbirine karışmaması için birkaç kişi dışında hadislerin yazılmasına izin vermemiştir. Ancak tâbiin döneminde böyle bir sakınca kalmadığı için hadislerin yazılmasına izin verilmiştir. 38

Ömer b. Abdülaziz, yolcuların konaklayabilmeleri için daha fazla han yapılmasına imkân sağlamak için devlet bütçesinden pay ayırmıştır. Hâlbuki böyle bir uygulama Peygamberimiz ve sahabe döneminde yoktu. 39

Aşağıdakilerden hangisi müçtehit sahabeler arasında yer almaz?

A) Hz. Ömer B) Hz. Ali C) İmam-ı Azam Ebu Hanife D) Hz. Abdullah b. Mesud E) Hz. Zeyd b. Sabit 40

Hz. Ömer, içinde bulundukları yeni dönemin şartlarının değiştiğini, Hz. Peygamber döneminden farklı hâle geldiğini düşünerek müellefe -i kulubden olanlara zekât mallarından pay ayırmamıştır. Ancak Ömer b. Abdülaziz, kendi döneminde şartların tekrar değiştiğini görünce bu kişilere zekât verilmesini istemiştir.

Yukarıdaki örnekte vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A) Zekât gelirleri azaldığı zaman müellefe-i kulubden olanlara zekât verilmez.

B) İçtihatla verilen hükümler zamanın ve şartların değişimine bağlı olarak değişebilir.

C) Ömer b. Abdülaziz, Hz. Ömer’in uygulamasının yanlış olduğunu ortaya koymuştur.

D) Gayrimüslimlere zekât verilebilir.

E) Ömer b. Abdülaziz içtihadında yanılmıştır.

41

Sahabe ve tabiin içtihat ederken nasıl bir yol izlemişlerdir? Örnek vererek açıklayınız.

42

Bir kişinin müçtehit sayılabilmesi için öncelikle fıkhî hükümlerin temel kaynaklarını bilmesi gerekir. Ayrıca bu kaynaklardan hüküm çıkarabilme yeteneğine de sahip olmalıdır. Buna göre içtihat yapacak kimsede şu şartlar aranır: 43

1. Müçtehit öncelikle dinin temel kaynakları olan Kur’an ve sünneti bilmelidir. Ayetlerin kendine has bir dili, üslubu ve nüzul sebebi vardır. Hadislerin ise bir vürûd sebebi ve kültürel arka planı vardır.

2. Müçtehidin bu konularda gerekli birikim ve donanıma sahip olması gerekir. Ayrıca müçtehit Kur’an ve sünneti anlayabilecek derecede Arapçayı da bilmelidir.

44

Müçtehit, fıkıh ilmini ve tarihini bilmelidir. Fıkıh, hem uygulama hem de düşünce düzeyinde tarih boyunca büyük bir gelişim göstermiştir. Bazı konularda icmalar oluşmuştur. İçtihat yapılırken tarihî mirastan yararlanmak gerekir.

45

Müçtehit, fıkıh ilminde yeterli derecede bilgi ve birikime sahip olmalıdır. Özellikle fıkhın kaynaklarını ve bu kaynaklardan hüküm çıkarabilmenin yol ve yöntemlerini bilmelidir.

46

Müçtehit, dinin genel amaçlarını bilmelidir. Çünkü yapılacak içtihat, dinin genel amaçlarına uygun ve yerinde olmalıdır. Müçtehit içtihat ederken öncelikle Allah’ın rızasını dikkate almalıdır.

47

Örneğin, namazın ve orucun farz olması içtihada konu olmaz. Ancak hakkında kesin delilin bulunmadığı konularda içtihat yapılabilir. Örneğin, cuma namazının farz olması içtihada konu olmaz ama cuma namazının şartları konusunda içtihat yapılabilir.

48

Müçtehidin, toplumun değişen hayat şartlarını ve ihtiyaçlarını iyice kavramış olması gerekir. Ayrıca içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetlerini iyi bilmelidir. Çünkü örf ve âdetler de fıkhî hükümler çıkarılırken istifade edilen delillerdendir.

49

Aşağıdakilerden hangisi müçtehitte aranan şartlardan biri değildir?

A) Kur’an-ı Kerim’i iyi bilme B) Yaşadığı çağın gereklerini bilme ve içinde yaşadığı toplumu tanıma C) Peygamberimizin sünnetini bilme D) Mezhep imamlarını taklit etme E) Delillerden hüküm çıkarabilecek yeteneğe sahip olma 50

İçtihat, hakkında ayet ve hadis bulunmayan konularda yapılır. Ayrıca birden fazla anlama gelebilecek ayet ve hadislerin anlaşılması ve yorumlanması için de içtihat yapılabilir.

51

5

. Sosyal Değişme ve İçtihadın Gerekliliği

Müçtehitlerin ayet ve hadisler üzerinde düşünerek çıkardıkları hükümler sınırlı fakat olaylar ve ortaya çıkan sorunlar ise sınırsızdır. Diğer taraftan önceki müçtehitlerin ortaya koyduğu fıkhî çözümlerin, her devirde geçerliliğini sürdürmesi imkânsızdır. Dolayısıyla fıkhın sosyal değişime ve gelişime paralel olarak sürekli yenilenmesi gerekir. Bu da ancak içtihatla mümkün olur.

52

Çünkü içtihat, fıkha hayatiyet ve dinamizm kazandırır.

Böylece fıkhın devamlılığını sağlar. Yaşanılan hayatta, ortaya çıkan yeni sorunlara dinî çözümler üretir. Örneğin, Hz. Ömer, içinde bulundukları yeni dönemin şartlarının değiştiğini, Hz. Peygamber döneminden farklı hâle geldiğini düşünerek müellefe-i kulubden olanlara zekât mallarından pay ayırmamıştır. Ancak Ömer b. Abdülaziz kendi döneminde şartların tekrar değiştiğini görünce bu kişilere zekât verilmesini istemiştir. 53

İçtihatla üretilen çözümler yaşanılan sorunlara cevap verebilmelidir. Fıkıh da gelişmelere paralel olarak bu yolla güncellenebilir. Aksi takdirde fıkıh durağanlaşır.

54

Eşyada asıl olan mübahlıktır .

Haram, helal konularında ve sosyal ilişkilerde (muamelatta) “Eşyada asıl olan mübahlıktır.” ilkesi temeldir. Bunun sonucu, haramları sadece nassla belirlenmiş olanlarla sınırlı tutmak gerekir.

Böylece ortaya çıkmış olan bazı yeni sorunlara daha kolay çözümler üretebilme imkânı doğar.

55

Bilim ve teknolojinin ilerlemesi birçok sorunu da beraberinde getirmiştir.

Örneğin, tıp alanında organ nakli, yapay dölleme, tüp bebek, klonlama vb. pek çok sorun günümüzde fıkıh bilginlerince tartışılmaktadır.2 Bütün bu sorunların çözümü yeni içtihatları gerektireceği için dinî açıdan hükmü günümüz fıkhından beklenir olmuştur.

56

Günümüz sorunları..

Günümüzde Avrupa ülkeleriyle Amerika gibi ülkelerde önemli sayıda Müslüman nüfus yaşamaktadır. Bunların kendilerine özgü sorunları vardır. Örneğin, Müslümanlar bu ülkelerde namazlarını vaktinde ve uygun bir ortamda kılamamaktadırlar. Bütün bunlar, fıkıh açısından çözümü gerekli olan sorunlardan bazılarıdır.

57

İyi yetişmiş bilginler gerekli..

Fıkhın önünde çözüm bekleyen pek çok sorun bulunmaktadır. Bunun için yapılacak içtihatlarla fıkha canlılık kazandırılması gerekir. Böylece din, hayatı anlamlandıran bir işleve yeniden kavuşturulmuş olur. Bu da günümüz şartlarını iyi bilen, dini kendi bütünlüğü içinde iyi anlayan ve yorumlarıyla hayata dair çözümler üretebilen bilginlerinin yetişmesi ile mümkün olur.

58

Sorunların çözümüne mutlaka konu ile ilgili uzmanların katkısının olması gerekir. Sosyal değişimin beraberinde getirdiği sorunlar çok boyutludur. Bu nedenle sorunların birçoğu, tek başına fıkıh bilginlerinin çözebileceği türden değildir. Öyleyse sorunların çözümüne mutlaka konu ile ilgili uzmanların katkısının olması gerekir. Örneğin, tüp bebeğin hükmü konusunda bir karara varabilmek için doktorlardan görüş alınması gerekir. Bu şekilde istişare yoluyla yapılacak içtihatlarla fıkıh hayatiyet kazanacak ve canlılığını sürdürebilecektir.

59

BULALIM

 • Kulak ile boğaz arasında bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. www.diyanet.gov.tr  •...............................................................................................

 • ...............................................................................................

 Siz de Diyanet İşleri Başkanlığının İnternet sitesinden güncel sorunlara verilen cevaplara örnekler bulunuz.

60

Bir soru … Her dönemde içtihada niçin ihtiyaç duyulmaktadır? Açıklayınız.

61

6.

İ

çtihadın Taklit ve Taassubu Önlemedeki Rolü

İ çtihat, fıkıh âlimleri tarafından yürütülen bilinçli bir faaliyettir. Taklit ise dinî konularda bir başkasına ba ğ lanmak anlamındadır. Bu ba ğ lılı ğ ın ba ğ nazlı ğ a dönüşmesi ise taassuptur 62

İ

çtihat zorunludur.

   İ çtihat faaliyetinin bir süreç olarak devam etmesi, fıkhın hayatla ve ona paralel yürümesi demektir.

İ çtihadın olmaması, fıkhî faaliyetlerin durması ve fıkhın hayattan kopması anlamına gelir.

Fıkhı, bir süreç olarak sürdürebilmek için içtihat zorunludur. Taassup ve taklit, fıkhın hayatla birlikte olan akışkanlı süre sonra dura ğ ğ ını durdurmaktadır. Böylece durgun suların donmaya mahkûm olması gibi fıkıh da bir anlaşmakta ve bunun do ğ al sonucu olarak da hayattan dışlanmaktadır.

63

Çok sayıda müçtehidin olması zenginliktir.

 Çok sayıda müçtehidin olması, her birinin de ğ çıktı işik görüşlerinin bulunması bir zenginliktir. Fıkıh ilmi tarihine baktı ğ ğ ımızda, yo ğ un içtihat faaliyetlerinin ardından mezheplerin ortaya ını görmekteyiz. Ancak bir mezhebe ba ğ lanıp di ğ er mezheplerin görüşlerine de getirmiştir. Bu durum ço ğ durmasına sebep olmuştur u kez içtihat faaliyetlerinin giderek azalmasına hatta ğ er vermemek mezhep taassubunu beraberinde 64

   Mezhebe ba ğ lı olmak körü körüne takliti gerektirmez.

Mezhep imamlarının izinde olmak, körü körüne onları taklit etmek, sürekli tekrara düşmek de ğ ildir. Aksine onlara uymak, onların metodunu bilmek ve onların yaptıklarını yapmaya çalışmak demektir. Bu da gerekli durumlarda onlar gibi içtihat etmek ve yaşanılan hayatta, ortaya çıkan yeni sorunlara dinî çözümler önerebilmek ile mümkündür.

65

İ slam dini, okumayı, araştırmayı ve düşünmeyi ö ğ ütler.   İ slam dini, bilginin, özgür düşüncenin ve aklı kullanmanın taassubu önleyece ğ ini söyler. Atatürk de taassubun bilgisizli ğ e dayandı ğ ını ve bunun ancak ilimle ortadan kalkaca cahilli ğ cahildir. İ lim mutlaka cahilli ğ ğ ını söylemekte ve şöyle demektedir: “Taassup e dayanır. Bundan dolayı taassupkâr olan i yener. O hâlde halkı aydınlatmak lazımdır.” 66

   Dünya hızla de ğ işti, çözümler yetersiz kaldı. Sanayi devriminden sonra İ slam dünyasında da hızlı de ğ işimler yaşanmaya, toplumsal yapı ve talepler farklılaşmaya başladı. Vaktiyle de ğ erli müçtehit imamlarımızın kendi toplumlarına getirdi ğ i çözümlerin, günümüz toplumları için tümüyle yeterli olmadı ğ ı görüldü. Böylece mevcut hâliyle fıkıh mezheplerinin bazı ihtiyaçları karşılamadı ğ ı ortaya çıkmış oldu.

67

Taassup, eleştirel bakmayı engeller…  Belli bir zamanda ortaya çıkmış hükümlerin günümüzün ihtiyaçlarına tümüyle yeterli olaca ğ ını düşünmek, içtihadın hayati önemini kavramamak da taassuptur. Bir şeye körü körüne ba ğ lanmak anlamına gelen taassup, eleştirel bakmayı engeller. Bu nedenle dinimiz, taassuba karşı çıkarak, okumayı, araştırmayı ve düşünmeyi ö ğ ütler. Bilginin taassubu önleyece ğ ini söyler. Taassuptan kurtulmada aklı kullanmanın önemine işaret eder 68

Bu konuda Allah şöyle buyurur:

ا َمَّنِا َن و ُمَل ْعَيلا َني ِذ لا َو َنو ُمَل ْعَي َني ِذ لا ى ِوَتْسَي ِباَب ل َلاااو لو ُا ُرَّك َذَتَي ْلَه ْلُق

“…De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri ö

ğ

üt alırlar.” (Zümer Suresi, 9)

69

Sonuç

   Müçtehitler olmadan, fıkhın de de ğ ildir.

ğ işim ve gelişim sürecini devam ettirmesi mümkün Öyle ise bugün de dinimizi, ça ğ ımızı iyi bilen, karşılaştı ğ ımız yeni sorunlara çözüm üretebilen ve insanlara rehberlik edebilen müçtehitlere veya içtihat müesseselerine ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyacı, geçmişi körü körüne taklit ederek karşılamamız mümkün de ğ ildir.

70

Aşa ğ ıdakilerden hangisinde içtihatla ilgili yanlış bilgi verilmiştir?

A) İ çtihat, Peygamberimiz dönemine mahsus bir faaliyettir.

B) İ çtihat, fıkhî hüküm çıkarmak için yapılan bir düşünce faaliyetidir.

C) İ çtihat, taassubu önler.

D) Bilinçsiz taklit taassuba götürür.

E) İ çtihat, fıkha süreklilik kazandırır.

71

Boşluk doldurma… Taklit başkasına ba

ğ

lanmak demektir. Bu ba

ğ

lılı

ğ

ın ba

ğ

nazlı

ğ

a dönüşmesi ise

72

Bir soru…

İ

çtihat, taklit ve taassubu önlemeye nasıl katkı sa

ğ

lar? Belirtiniz.

73

Ebu Hanife “Nerede söylediğimizi, verdiğimiz hükmün delil ve kaynağını bilmeden, incelemeden bizim görüşümüze göre fetva vermek doğru değildir.” 74

İmam Malik

• “Ben bir insanım. Verdiğim hüküm doğru da yanlış da olabilir. O hâlde benim verdiğim hükümleri inceleyin. Kitap ve sünnete uyan her sözümü alın. Onlara uymayan bütün sözlerimi de terk edin.

75

“Delilsiz olarak bilgi toplayan kimse gece karanlığında odun toplayana benzer. Topladığı odunu yüklenirken odunların içinde kendisini sokacak bir yılanın bulunduğunu bilmez.”

İmam Şafii

76

Ahmet b. Hanbel “Ne beni ne Malik’i ne Sevri’yi ne de Evzai’yi körü körüne taklit et. Hüküm ve bilgiyi onların aldığı kaynaklardan al.” Hayrettin Karaman, İslam hukukunda İçtihat, s. 149-152.

77

  67. Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. 68. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.

69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir.

78

   42. Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık" diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin edecekler. Halbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor.

43. Allah seni affetti. Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?

44. Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini pek iyi bilir.

79